Hürmüz Boğazı’nın Stratejik Rolü: Savaş ve Barış Arasındaki Denge

Hürmüz Boğazı, ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmanın gidişatını nasıl etkiliyor? 13 Nisan 2026 tarihinde Amasya Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yusuf Bahadır Keskin, bu konuda önemli analizler sundu.

Mevcut durumda, ABD ve İsrail ile İran arasında kırılgan bir ateşkes süreci yaşanıyor. Pakistan’ın İslamabad kentinde gerçekleştirilen müzakereler her ne kadar sonuç vermese de, taraflar henüz savaşın eşiğine gelmedi. Ancak İran’ın gerilimi Hürmüz Boğazı’na taşıması, çatışmanın yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda küresel ekonomik dengeleri de tehdit eden maliyetler doğurmasına neden olabiliyor. Hürmüz, savaş ya da barış açısından tek başına belirleyici bir faktör olmasa da, uluslararası siyasi hesapları etkileyen önemli bir unsur olarak ön planda duruyor.

Hürmüz Boğazı’nın ateşkes sürecindeki önemi nedir? ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA), Hürmüz’ü “dünyanın en kritik geçiş noktası” olarak tanımlıyor. İran için bu boğaz, stratejik bir güç kaynağı konumunda. İran, geçmişte ABD ve İsrail’in tehditlerine karşı “Hürmüz Boğazı’nı kapatma taahhüdü”nü öne çıkararak, savaş öncesi dönemde güçlü bir mesaj vermişti. Küresel ticaretteki petrol taşımalarının yaklaşık yüzde 20-25’i (günde ortalama 15-20 milyon varil) ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) yüzde 20’si bu boğazdan geçiyor. Ayrıca, çeşitli gübrelerin yüzde 35’i ve mikroçip üretiminde kullanılan helyumun yaklaşık üçte biri yine bu su yolundan Avrupa ve Asya’ya ulaşıyor. Bu veriler ışığında, Hürmüz’ün stratejik önemi daha da belirginleşiyor.

Hürmüz Boğazı’nın stratejik değerini artıran bir diğer unsur ise alternatif geçiş yollarının yetersizliğidir. Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı Boru Hattı veya Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Habshan-Füceyre Petrol Boru Hattı (ADCOP) gibi alternatif rotaların kapasitesi, 3,5 ila 5,5 milyon varil seviyelerinde bulunmakta ve Hürmüz’deki 20 milyon varillik trafiği karşılamakta yetersiz kalmaktadır.

ABD’nin askeri çözüm üretememesi de önemli bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. İran’ın konvansiyonel askeri gücüne ciddi zararlar verilmiş olsa da, Hürmüz’ü askeri güçle açmak ve temizlemek maliyetli ve yüksek riskli bir süreçtir. Boğazın ortalama derinliği 50 metre civarında olup, deniz araçlarının manevra kabiliyetini kısıtlayarak, bölgenin mayınlar ve kara tabanlı silah sistemleri için ideal bir hedef haline gelmesine yol açmaktadır. İran’ın insansız hava araçları (İHA) ve kara tabanlı füzeleri, bu dar boğazda ABD’nin askeri gücünü sıkıştırarak, saldırıların etkili olmasını zorlaştırıyor.

Hürmüz Boğazı’nda tam anlamıyla bir “kapama” olmasa da, küresel sigorta şirketlerinin bölgeye yönelen gemilerin teminatlarını iptal etmesi, finansal bir abluka oluşturmuş durumda. Sigorta primlerindeki yaklaşık 10 kat artış ve dev petrol tankerleri için bu rakamın 3,5 milyon doları aşması, piyasanın bu duruma boyun eğdiğini gösteriyor. Sonuç olarak, Brent petrolün varil fiyatı 120 doların üzerine çıktı ve bu, 1973’ten bu yana görülen en büyük enerji krizlerinden birine zemin hazırladı. Ayrıca, savaşın başlangıcından bu yana Arap Yarımadası’ndaki limanlarda yanıcı ve patlayıcı ürünlerin elleçlenmesine izin verilmiyor. Bu durum, bölgedeki hidrokarbon akışının kısılması ya da tamamen durması, başta Körfez ülkeleri olmak üzere Hindistan’dan Japonya’ya kadar geniş bir etkileyici alan yaratıyor.